waver
“Waver” ingilizcede bir fiil olarak kullanılır ve genelde iki farklı anlamı vardır.
- İstikrarlı bir durumda kalmakta zorluk çekmek, karar verememek: Örneğin, birisi önemli bir karar verirken sürekli olarak fikir değiştirebilir ve bu durumu tarif ederken “waver” kelimesini kullanabiliriz. Türkçeye bu anlamda “kararsız kalmak, tereddüt etmek” olarak çevrilebilir.
Örnek cümle: He is wavering between buying a house or an apartment. (Bir ev veya bir daire satın alma konusunda kararsız kaldı.)
- Fiziki bir açıdan bakılacak olursa, “waver” bir nesnenin sağa sola sallanması, bocalaması ya da dengesiz bir şekilde hareket etmesi anlamına gelir. Bu anlamda Türkçeye “sallanmak, bocalamak” olarak çevrilebilir.
Örnek cümle: The tree wavered in the strong wind. (Ağaç, kuvvetli rüzgarın etkisiyle sallandı.)
Bu detaylara ek olarak, “waver” ının dil bilgisi açısından düzensiz bir fiil olmadığını ve bu yüzden şimdiki zamanı “wavering”, geçmiş zamanı ise “wavered” şeklinde oluştuğunu belirtmeliyim.
-
I had to waver between two job offers before making a decision.
(Bir karar vermeden önce iki iş teklifi arasında tereddüt etmek zorunda kaldım.) -
Her commitment to the project never wavered, even during challenging times.
(Proje konusundaki bağlılığı, zorlu zamanlarda bile asla tereddüt etmedi.) -
The politician’s stance on the issue began to waver as public opinion changed.
(Politikacının konudaki duruşu, kamuoyu değiştikçe tereddüt etmeye başladı.) -
Don’t waver in your beliefs; stay true to what you think is right.
(İnanışlarında tereddüt etme; doğru olduğunu düşündüğüne sadık kal.) -
The athlete showed no signs of wavering, pushing through the pain to finish the race.
(Sporcu, yarışı bitirmek için acıya rağmen tereddüt ettiğine dair hiçbir belirti göstermedi.)
Youtube Videolarıyla İngilizcenizi üst seviyeye çıkarın. Tombik.com