trailblazer
“Trailblazer” kelimesi İngilizcede “öncü” veya “yol açıcı” anlamına gelir. “Trail” (iz, yol) ve “blaze” (açmak) kelimelerinin birleşiminden oluşmuştur. Genellikle henüz kimsenin geçmediği ya da bilinmeyen bir alanda ilk kez bir yol açan, yeni bir yöntem, fikir ya da hareket başlatan kişiler için kullanılır. Trailblazer, genellikle yeni fikirlerin ya da yaklaşımların benimsenmesinde liderlik eden ve diğerlerine rehberlik eden biri olarak kabul edilir. Bu kelime, iş dünyasında olduğu kadar sosyal ve politik alanlarda da genişçe kullanılır. Kendi yolunu çizen, yepyeni bir fikir ya da tutumu benimseyen ve bu konuda öncü olan birini tanımlar.
Örneğin, bir şirketin belirli bir teknolojide ilk kez bir ürün geliştirmesi, bir aktivistin belirli bir hak talebinde bulunması veya bir bilim insanının yeni bir teori önermesi “trailblazer” olarak tanımlanabilir.
-
She was a trailblazer in the field of renewable energy.
O, yenilenebilir enerji alanında öncüydü. -
The artist’s innovative techniques made her a trailblazer in modern art.
Sanatçının yenilikçi teknikleri onu modern sanatın öncüsü yaptı. -
As a trailblazer for women in technology, she inspired many young girls to pursue STEM careers.
Teknolojideki kadınlar için bir öncü olarak, birçok genç kızı STEM kariyerlerini takip etmeye teşvik etti. -
The new policy is seen as a trailblazer for environmental conservation.
Yeni politika, çevresel koruma için bir öncü olarak görülüyor. -
His groundbreaking research has positioned him as a trailblazer in medical science.
Yenilikçi araştırmaları onu tıp biliminde bir öncü konumuna getirdi.