stagnating
“Stagnating” kelimesi, İngilizcede bir fikir, durum veya sürecin ilerleme veya gelişme göstermediği, aynı noktada kaldığı anlamına gelir. Orijinal hali “stagnate” olan bu kelime, sözlükte “durgunlaşmak” olarak çevrilirken genellikle ekonomi veya iş dünyasına, biyolojiye ve sosyal bilimlere ilişkin bağlamlarda kullanılır.
Örneğin, bir ekonomi stagnating veya durgunlaşabilir ya da bir ırmak/bataklık düzeni stagnating yani hareketsiz, durgun olabilir. Ayrıca, kişisel gelişim veya profesyonel kariyer anlamında bir kişi veya organizasyonun stagnating olduğunu söyleyebiliriz. Bu durumda genellikle ilerleme, gelişme veya değişimin olmadığı ifade edilir.
Kelimenin olumlu veya olumsuz bir anlam taşıması durum veya bağlama bağlıdır ancak genellikle olumsuz bir durumun işaret edilmesinde kullanılır. Örneğin, bir ekonomi veya işletme için durgunluk genellikle olumsuz bir durum olduğu gibi, durağan veya hareketsiz bir alanda yaşayan canlılar için bu durum olabilir.
-
The company’s profits have been stagnating for the past few years.
- Şirketin kârı son birkaç yıldır duraklama dönemindedir.
-
Many economies around the world are stagnating due to the ongoing crisis.
- Dünyanın dört bir yanındaki birçok ekonomi, devam eden kriz nedeniyle duraklama sürecinde.
-
His career has been stagnating since he decided to stop seeking new opportunities.
- Kariyeri, yeni fırsatlar aramaktan vazgeçtiğinden beri duraklama aşamasında.
-
Stagnating research in the field can delay important technological advancements.
- Bu alandaki duraklayan araştırmalar önemli teknolojik ilerlemeleri geciktirebilir.
-
The lack of innovation is causing the industry to stagnate.
- Yenilik eksikliği, endüstrinin duraklamasına neden oluyor.