soften
“Soften” İngilizcede bir fiil olup, Türkçeye “yumuşamak, yumuşatmak” olarak çevrilebilir.
-
Bir nesnenin ya da materyalin sertlik, kaba veya sıkı durumunu azaltmak veya daha az yoğun hale getirmek anlamına gelir. Fiziki anlamda kullanıldığında bu anlama gelir. Örneğin; “Soften the butter by leaving it at room temperature” (Tereyağını oda sıcaklığında bırakarak yumuşatın).
-
Duygusal veya soyut bir durumu ifade ederken, bir kişinin tavrını, dilini veya davranışını daha az sert, daha az kaba veya daha az acımasız yapmak anlamına gelir. Örneğin; “He tried to soften his voice” (Sesini yumuşatmaya çalıştı).
-
Ayrıca bir durumun ya da etkinin şiddetini azaltmak anlamına da gelebilir. Örneğin; “They could introduce some policies to soften the impact of this decision” (Bu kararın etkisini azaltmak için bazı politikalar uygulayabilirler).
-
The therapist suggested techniques to soften my anxiety.
- Terapist, kaygımı azaltmak için teknikler önerdi.
-
Adding water can help to soften the dough before baking.
- Su eklemek, hamurun pişirmeden önce yumuşamasına yardımcı olabilir.
-
They decided to soften their stance in order to reach an agreement.
- Anlaşma sağlamak için duruşlarını yumuşatmaya karar verdiler.
-
The sun will soften the snow by midday.
- Güneş, öğleye doğru karı yumuşatacak.
-
She spoke in a gentle tone to soften the blow of the news.
- Haberin etkisini azaltmak için nazik bir tonla konuştu.
Youtube Videolarıyla İngilizcenizi üst seviyeye çıkarın. Tombik.com