scoring
“Scoring” İngilizce bir terim olup, Türkçeye genellikle “skor yapma” ya da “puanlama” olarak çevrilir. Fakat kullanıldığı duruma ve bağlama bağlı olarak farklı anlamlara gelebilir. İşte scoring kelimesinin genel olarak kullanıldığı bazı örnekler ve anlamları:
-
Spor: Spor oyunlarında, bir oyuncu veya takımın rakip üzerinde puan veya gol kazanmasının bir ifadesidir. Örnek: “He’s really good at scoring goals in soccer.”
-
Değerlendirme: Bir testi, sınavı veya performansı, genellikle belirli bir ölçeğe karşı derecelendirme eylemi. Örnek: “The teacher is scoring the exams.”
-
Müzik: Bir müzisyenin müzikal notaları yazması eylemi. Örnek: “The composer has been scoring the symphony for months.”
-
Yüzey Çizme: Bir yüzeyi çizme veya ek bir malzemeyi daha iyi yapıştırmak için puanlama. Örnek: “He’s scoring the wood to make it easier to break.”
-
Argoda: Kişinin bir başarıya veya özellikle cinsel bir fırsata ulaşması. Örnek: “He’s always trying to score with girls at the bar.” Bu kullanım argo ve genellikle resmi olmayan bağlamlarda tespit edilir.
-
The scoring system in the game rewards players for their achievements.
Oyun içerisindeki puanlama sistemi, oyuncuları başarıları için ödüllendiriyor. -
His scoring ability made him a valuable player on the team.
Onun puanlama yeteneği, onu takımda değerli bir oyuncu yaptı. -
They reviewed the scoring of the exam to ensure fairness.
Sınavın puanlamasını adaleti sağlamak için gözden geçirdiler. -
The scoring chart shows the top performers in the tournament.
Puanlama çizelgesi, turnuvadaki en iyi performans gösterenleri gösteriyor. -
She was excited about her scoring record in the competition.
Yarışmadaki puanlama rekoruyla ilgili heyecanlıydı.
Youtube Videolarıyla İngilizcenizi üst seviyeye çıkarın. Tombik.com