quicken
“Quicken” kelimesi İngilizce’de bir fiil olarak kullanılmaktadır ve Türkçe’ye genellikle “hızlandırmak” şeklinde çevrilebilir. Bir şeyin momentumunun veya hızının artmasına neden olur. Ayrıca, “canlandırmak” veya “uyandırmak” gibi bazı durumlarda kullanılır. Örneğin, birinin ilgisini, duygularını veya anılarını canlandırmak veya harekete geçirmek.
Kullanım örnekleri:
- “The coffee helped to quicken his senses” - “Kahve, duyularını hızlandırmada yardımcı oldu.”
- “Looking at the old photographs quickened his desire to travel” - “Eski fotoğraflara bakmak, seyahat etme arzusunu uyandırdı.”
İkinci anlamı genellikle biraz daha edebi veya şiirsel bir bağlamda kullanılır. Bu bağlamda “umu veya beklentisi canlandırmak, uyanmak, dirilmek” gibi anlamlarda da kullanılabilir. Genellikle “quicken” harekete geçirme veya bir şeyi daha enerjik veya dinamik hale getirme anlamına gelir.
-
I need to quicken my pace if I want to catch the bus.
(Otobüsü yakalamak istiyorsam tempomu hızlandırmalıyım.) -
The teacher encouraged the students to quicken their writing to finish the exam on time.
(Öğretmen, öğrencileri sınavı zamanında bitirmek için yazmayı hızlandırmaları konusunda teşvik etti.) -
To quicken the process, we should divide the tasks among the team members.
(Süreci hızlandırmak için, görevleri ekip üyeleri arasında paylaşmalıyız.) -
She took a deep breath to quicken her thinking before the presentation.
(Sunumdan önce düşünmesini hızlandırmak için derin bir nefes aldı.) -
Adding hot water can quicken the cooking time of the pasta.
(Sıcak su eklemek, makarnanın pişirme süresini hızlandırabilir.)