pool
İngilizce’deki “pool” kelimesi Türkçede çeşitli anlamlara gelebilir, bağlamına göre değişir.
- Havuz: Yüzme amacıyla veya su depolamak için yapılan yapı.
Örnek: “Let’s go for a swim in the pool.” - “Havuzda yüzmeye gidelim.”
- Topluluk: Ortak bir amacı veya ilgiyi paylaşan bir grup insan.
Örnek: “There’s a pool of people we can choose from for the project.” - “Projede seçebileceğimiz bir grup insan var.”
- Havuzlaşma: Ortak bir amaca yönelik olarak kaynakları veya malzemeleri bir araya toplama eylemi.
Örnek: “We’re considering a car pool to save on gas.” - “Benzinden tasarruf etmek için bir araba havuzunu düşünüyoruz.”
- Bilardo: Özellikle Amerika ve İngiltere’de popüler olan bir çeşit bilardo oyunu.
Örnek: “He’s playing pool with his friends.” - “O arkadaşlarıyla bilardo oynuyor.”
- Gölette/Birikinti: Özellikle yağmur suyu ile oluşmuş küçük bir su birikinti anlamına da gelir.
Örnek: “There’s a shallow pool of water on the road.” - “Yolda sığ bir su birikintisi var.”
“Pool” kelimesi en geniş anlamda bir araya gelme, biriktirme veya genel topluluk anlamlarına sahiptir ve bağlamına göre farklı şekillerde kullanılabilir.
-
We decided to go for a swim in the pool. (Havuzda yüzmeye gitmeye karar verdik.)
-
The hotel has a beautiful outdoor pool. (Otelin güzel bir açık havuzu var.)
-
She spends her weekends relaxing by the pool. (Haftasonlarını havuzun yanında dinlenerek geçiriyor.)
-
The children are playing games in the pool. (Çocuklar havuzda oyun oynuyorlar.)
-
He is learning how to dive into the pool. (O, havuza nasıl dalacağını öğreniyor.)
Youtube Videolarıyla İngilizcenizi üst seviyeye çıkarın. Tombik.com